sen de artık suç ortağısın….
En güçsüz, en zayıf halkadan başladı bu vahşet. Anlatamadık. Zira çok iyi biliyorduk ki en zayıf halka olan hayvanlar sonrasında sıra kadınlara ve çocuklara gelecek. Sonrası malum… ŞİDDET BÜYÜYEREK DEVAM EDECEK.

Susmamak adına acımak, üzülmek, rahmet dilemek, değişmesini temenni etmek, artık hiçbir şekilde işe yaramayan tavsiyelerde bulunmak ve suçu bireysel kabul etmek iktidarın sorumluluğunu reddetmek nazarımda suç otaklığı yapmaktır. Senin suskunluğun verdi bu gücü…
Zavallı sokak hayvanlarını yaşatmak için verdiğimiz her mücadelede suçlu olduk. Bu vahşeti çocuklar görecek, potansiyel kötülere güç verecek yapmayın dedikçe o masum canlılar adına mücadele verdikçe biz kötü olduk.
Üstün insan türü olarak bir başka tür üzerinde, adaletten ve merhametten uzak biçimde hatta belki de çoğu dinde günah kabul edilen ve hukukta suç olacak biçimde verdiği kararlar ile kendilerine yaşayacak alan bırakmadığımız, yeri göğü taş ve betonla dolduran insan hayvanının düşüncesiz, kontrolsüz, bencilce rant ve para hırsı yüzünden çok masum canından oldu. Yapmayın bu vahşettir. Vahşet vahşeti, şiddet şiddeti doğurur dedik. Dinletemedik. Bizlere “itetapar”, “itperest”, “hayvan manyağı”, “çocuklar ölüyor, bunların derdi köpekler” diye ortalığı ayağa kaldıranlara soruyorum şimdi. Sokaklar güvenli mi?
Bizler bu suçtur, bu vahşet büyür yapmayın! Dedikçe en güçsüz, en zayıf halka olan sokak hayvanlarına ölüm isteyenler, hatta vahşice can alanlar ödüllendirilir gibi serbest bırakıldılar. Bugün geldiğimiz noktada artık zayıf halkanın kadınlar ve çocuklar kısmındayız. Maalesef isteseniz bile durduramıyorsunuz.
Artık toplum olarak vicdanen altından kalkamadığımız yüklerin altındayız. Kimse iyiyim demesin!
Öğrenci tarafından katledilen öğretmenimiz Fatma Nur Çelik; Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler tarafından kendisi ve kızı istismar edilen adalet arayışında çırpınırken susturulan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra Şengüler. Daha bugün İstanbul Fatih’te bir kadın, boşanma aşamasında olduğu eşi tarafından sokak ortasında silahla vurularak öldürüldü.
Şiddetten ölen kadınlar için dijital anıt olan “anitsayac.com” verilerini inceleyince göreceksiniz ki sevgi saygı büyümemiş. eğitim işe yaramamış, giderek büyüyen bir şiddet var.
Şiddetten ölen kadınlar için dijital anıt olan “anitsayac.com” verileri bu rakamlar sadece birer istatistik ve sayı değil; her biri yarım kalmış bir hayat, bir kadının çaresiz yok oluş hikayesi. Geride bıraktıkları çocukları, gözü yaşlı anaları var.
- 2008: 68
- 2009: 128
- 2010: 205
- 2011:132
- 2012: 147
- 2013: 232
- 2014: 293
- 2015 : 295
- 2016 : 293
- 2017 : 354
- 2018 : 411
- 2019 : 427
- 2020 : 420
- 2021: 434
- 2022 : 414
- 2023 : 420
- 2024 : 455
- 2025 : 457
- 2026 :70

2008 ile 2026 yılları arasında toplam 5.655 Kadın Yaşayamadı. Artık konu mağduriyeti geçti. Artık konu suç ortaklığına dönüştü. Bu duruma tepki vermeyen, yeter demeyen, herkes suç ortağıdır.
Mart 2016’da Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER’e ait yurtlarda 45 çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı ortaya çıktığında dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu şu ifadeleri kullanmıştı: “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz.” Biz takdir etmedik. Biz isyan ettik. Olmaz olamaz dedik. Olur dediniz.
Biz olur dersek olur, biz nasıl istersek öyle olur dediniz.
- 20 Nisan 2016 tarihinde tek celsede sonuçlanan davada Karaman Ağır Ceza Mahkemesi, sanık öğretmen Muharrem Büyüktürk’ü toplam 508 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Zira mahkeme, suçun “şahsi” olduğuna hükmetti. İstismarın yaşandığı evlerin/yurtların bağlı olduğu Ensar Vakfı ve KAİMDER yöneticileri hakkında hiçbir cezai işlem yapılmadı.
- Hatta bu vakıflar, davanın sanığı değil, “mağduru” gibi konumlandırıldı ve dosyaya müdahil oldular. Uzun süre dönemin Karaman Valisi, Milli Eğitim Müdürü ve diğer yerel yöneticiler hakkında soruşturma izni verilmedi. Bazı mağdur ailelerin Anayasa Mahkemesi (AYM) ye yaptıkları başvuru üzerine, “kamu görevlilerinin soruşturulmaması” nedeniyle 17 Temmuz 2024’te Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı verdi. Zaten bu karar da sorumluların yargılanmasından ziyade bir hukuk ihlalinin tespiti niteliğinde bir karardı ve artık çoktan en üst mahkemenin kararı bir alt mahkemede, yerel hâkim tarafından bir kenara itilebiliyor haline gelmişti.
14 Mayıs 2023 seçimlerinde TİP’ten Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay’ın Anayasa’nın 83. maddesine göre “Yasama Dokunulmazlığı” kazandığı için tahliye edilmesi gerekiyordu. Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu talebi reddetti. Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim 2023’te tarihi bir karar verdi. Yüksek Mahkeme “Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmiştir. Atalay derhal tahliye edilmelidir.” Dedi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM kararını uygulamayı reddetmekle kalmadı, dünya hukuk tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir hamle yaparak AYM’nin ihlal kararı veren üyeleri hakkında “AYM’nin anayasayı ihlal ettiği ve yetkisini aştığını iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. 30 Ocak 2024’te Can Atalay’ın milletvekilliği, Meclis’te Yargıtay kararı okunarak düşürüldü. Sonrasında ise AYM, milletvekilliğinin düşürülmesinin “yok hükmünde” olduğunu açıkladı.
Artık AYM’den alınacak bir “ihlal” kararı, yerel mahkemeler için birer “tavsiye” niteliğine dönüşüyorsa, kadın cinayeti davalarında veya çocuk istismarı dosyalarında verilen “koruma” veya “ihlal” kararlarının da kâğıt üzerinde kalması kaçınılmaz hale geliyor.
Bugünün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, istismar sonrası adalet arayışında katledilen anne ve kızının cenazesi kaldırılırken “Kurumsal ziyaretler” yapıp mutlu tebessümler verdiği fotoğraflar paylaşabiliyor. Bakanlığın resmi hesabından yapılan açıklama da failin sorumluluğunu gölgeleyen, nerdeyse zavallı anneyi ve annenin mücadelesine güç verenleri suçlayacak nitelikte.
“V. Ulusal Eylem Planı (2026-2030) ve güncel İçişleri Bakanlığı verilerine göre; 2025 yılında Türkiye’de şüpheli ölümler dışında ciddi oranda kayıp var. Kadınların %65’i kendi evinde öldürüldü. Bazı kadınlar koruma kararına rağmen hayatını kaybetti.
Aydın’da 2025 sonu itibarıyla KADES indirme sayısı 80.000 barajını aşmış ve emniyet verilerine göre bu ihbarların %65’i Asıllı İhbarlardır. Kimse artık güvende hissetmiyor. Çünkü korkalım istiyorlar. Aydın il genelinde KADES uygulamasının en aktif kullanıldığı iki ilçeden birisi de” Didim”. Kaçınılmaz gerçek “Şiddet şiddeti doğuruyor.”
Bu şiddet ve korku artık sokaklarda, okullarda çocuklarda ve neredeyse tüm kurumlarda. Çocuk cinayetleri başladı. Okullarda öğretmenler ölüyor. Bakın atamayan öğretmenler iş cinayetinde ölürken, okullarda yaşanan akran zorbalığı ve de şiddet önce öğrencilerin sonra öğretmenlerin canını almaya başladı. Sorun düşündüğünüzden de büyük. ‘Eğitim’ önceliğimiz ve çocuklar geleceğimiz ama Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin gençleri ya da öğretmenleri korumaya dair sorumluluk üstlenmek bir yana, katledilen öğretmenin cenazesine bile katılmadı.
Devlet okullarında kadrolu güvenlik personeli bulunmadığı için, bu güvenlik açığı “Okul Aile Birliği” bütçeleriyle kapatılmaya çalışılıyor ve maalesef bu durum sürdürülebilir değil. Okullarda günden güne yükselen şiddeti ailelerin ekonomik kaygılarının ve işsizlik ya da mutsuzluk sürecinin bir biçimde ev içi şiddete dönüşmesi ve evden okula giden çocuğun okul davranışlarına yansıması olarak da kabul edebilinir.
Genç kızlara ve özellikle kız çocuklarına yönelik “dijital şiddet”, “ısrarlı takip” “aile içi şiddet” ve “erken yaşta evlilik baskısı” ve siber zorbalık vakaları başlıca okul terk nedenleri arasında. Kadınlar ekonomik bağımlılık ve sektördeki “kara liste” korkusu (işten atılma ve başka yerde iş bulamama) nedeniyle, yaşadıkları taciz vakalarını arkadaşları ile, yakın akrabaları ile ve sonrasında da sosyal medya üzerinden isimsiz hesaplar üzerinden, gazetecilere, Dernek ya da Sivil Toplum Kuruluşlarına bildirdiklerini ifşa kültürünün de yayıldığını iyi biliyoruz.
Aslında kadınlar son çare olarak polise başvuruyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede en büyük engel, kadınların artık inanmadığı ve güvenmediği “Adalet” mekanizmasının kendisidir. Toplumun ve özellikle kadınların adalete olan güveninin sarsılması, şiddetle mücadelenin önündeki en büyük bariyerdir. Kadınlardaki “Şikâyet etsem de sonuç değişmeyecek, hatta daha çok hedef olacağım” düşüncesi, faili koruyan görünmez bir kalkandır.
Evet biliyorum için karardı. Dursun bu şiddet istiyorsun. İstiyorsun ama istemek yetmiyor. Yıllardır görmezden gelinen istismarların, cezasız bırakılan suçların, kadınları ve çocukları koruyamayan mevcut düzenin sonucu olduğunu görmek istemiyorsun.
Yaşadığımız her acı, vicdanlarımızda derin bir yara, toplumsal bir travma, taşıyamadığımız bir yük. Bu ülkede her gün istismara uğrayan çocukların, kadın cinayetleriyle hayattan koparılan kadınların vebali de kadınları ve çocukları onları korumakla yükümlü olup korumayanların, yetkili bakanların haliyle de siyasi iktidarın omuzlarında. Devlet kalıcı siyasi iktidarlar ise geçicidir. Oysa artık bu durum bizde değişmiştir. Madem artık iktidar yasama yürütme ve yargı hatta dördüncü kuvvet kabul edilen medya üzerinde etkili ve “parti devleti” dönemi, siyasi iktidar demek neredeyse devlet demek haline geldi o zaman siyasi iktidara güç veren her iki kişiden birisi de suçludur. Bunu kabul edin. Suçlusunuz değiştiremediniz. Siyasi iktidarın başaramadığı yönetemediği durumlarda sırf oy verdiğiniz için sustunuz, bizdendir diye sessiz kaldığınız “Bu ne adaletsizliktir, hukuksuzluktur” demediğiniz için suçlusunuz.
Suçluyuz. Bunu sizlere anlatamadık. Suçluyuz. Biz yaşayabilecekken yaşatamadığımız her can için suçluluk duyuyoruz.
Susmamak adına acımak, üzülmek, rahmet dilemek, değişmesini temenni etmek, artık hiçbir şekilde işe yaramayan tavsiyelerde bulunmak ve suçu bireysel kabul etmek iktidarın sorumluluğunu reddetmek nazarımda suç otaklığı yapmaktır. Senin suskunluğun verdi bu gücü…
Biz susmadık. “Kadına şiddet politiktir.”

Suçluyuz. Bunu sizlere anlatamadık. Suçluyuz. Biz yaşayabilecekken yaşatamadığımız her can için suçluluk duyuyoruz.
Umut Kaşan / Didim. 2026
