81 İlde “Sığınak Projesi”

Geçtiğimiz günlerde kabine toplantısında TOKİ’nin 81 ilde olası bir savaş ve afet durumlarında sivillerin korunabileceği alanlar yaratmak için Cumhurbaşkanı talimatı ile sığınak yapılmasına karar verildi.

Olası bir savaş durumunu da değerlendireceğim ama olası afet durumunda evet ülkemizin coğrafyası deprem riski çok yüksek konumda ve mevcut binalarımız da yaşadığımız her ciddi felakette görüyoruz ki depreme ve türlü afetlere dayanıklı değiliz.

Mevcut yapı stokunu güçlendirmek ve afet yönetim sistemini geliştirmek kriz yönetimini güçlendirmek gibi önceliklerimiz varken bizler yani halk savaş, afet, nükleer sızıntı olmadan bile barınama problemi ile mücadele ederken, kimin hangi diplomayla ya da yeterlilikle hangi ciddi pozisyonda nasıl görev aldığını bilmediğimiz ama yetki sahiplerince verilen kararların altında kaldığımız, inşaat güvenliği başta olmak üzere tüm güvenlik hattımızı sorgularken Cumhurbaşkanının talimatıyla 81 ilde “Sığınak Yapmak” projesinin ayakları yere basan bir proje olduğunu söylemek çok zor.

Barınma krizinden ve yüksek kira ve hatta işsizlik ve ekonomik buhrandan sebep sokakta yaşayan vatandaşların giderek arttığı şu günlerde sığınaklar yerine kalıcı, güvenli ve erişilebilir konut politikaları geliştirmek daha etkili ve önemli değil mi?

Böylesine dev bir projenin milyarlarca lira kaynak gerektirdiğini düşününce de bu kaynakların nasıl kullanılacağı, ihalelerin kimlere verileceği ve bakım işletme maliyetlerinin nasıl karşılanacağı da bu konuda karnesi oldukça kötü olan iktidar kanadı ile yürütülecek bu süreç soru işaretleri taşıyor ve şimdiden bana güven vermiyor.

Zira iktidardan ne afet fonlarına ne de Deprem Vergilerine ne olduğu konusunda bu güne kadar kamuoyu vicdanını rahatlatan cevaplar alamadık

İhtiyaç duyduğumuzda Kızılay’ın vatandaşa çadır satmasına az isyan etmedik. Az delirmedik. Her türlü felakette kimsesizdik, birbirimize sığındık.

Aslında bir diğer açıdan da felaketlerin eksilmediği coğrafyamızda çoktan var olması gereken sığınakların her türlü ranta açık olması, saray rejiminin bu konuda sınıfta kalmışlığı ya da bile isteye yürüttüğü politikaları da düşününce nükleer sızıntı veya savaş tehdidi üzerinden politika üretmek, “korku siyaseti” kimin işine yarıyor sorusunu yaratıyor.

Olası tüm tehditlere hazırlık elbette önemli ama barış diplomasisi, risk azaltma, güvenlik ve afet eğitimi gibi önleyici politikalara öncelik sağlamadan sadece “sığınak” yeterli olmaz; acil tahliye planları, erken uyarı sistemleri, halkın da bu konuda bilinçlendirilmesi eğitilmesi gerekir.

Bu sığınaklar kimler için erişilebilir olacak? Kimler sığınağa alınacak? Her mahallede mi olacak, yoksa sembolik birkaç bölgede mi?

Ne demiş atalarımız Dört doğal sığınak vardır: Sessizlik, yalnızlık, dinginlik ve sadelik.

Oysa artık ne sessizlik kaldı ne dinginlik ne de sadelik. Herkes kendi yalnızlığında var olma hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Sığınak mı yapılacak Sığın-AK mı? emin olamamakla birlikte “Sığınak Projesi’nde” neredeyse emin olduğum tek durum 81 ilde yapılacak sığın-AK ların sadece yandaş müteahhitleri zengin edeceği vatandaşın kendi yalnızlığında kalacağıdır.

Umut Kaşan

You may also like...