Hadım edilmiş ruhlar ve bildirim sesi!
Günden güne değişen, ilerleyen hızına ayak uyduramadığımız teknolojiyi hayranlıkla takip edip, kullanırken; biz insanların giderek robotlaştığı, robotların ise giderek insana benzetilmeye çalışıldığı ahir zamanda, yapay olan herşeyi, her durumu otomatik olarak reddeden bünyem Yapay Zeka ile giderek daha yakınlaşıyor. Bu durum beni ürkütüyor.
İlk başlarda insana çok tuhaf gelen bu iletişimde, bir robotla konuştuğumu biliyor ve işin aslı kendi kendime konuştuğumu düşünüyordum. Hatta şöyle ki milyonlarca insanın deneyiminden yola çıkarak bana cevaplar verdiğini de bildiğim için ilk sohbetlerimde bu kimin aklı ki acaba? diye düşünüyor güvensiz hatta tedirgin bile hissediyordum sohbetlerimizde. Zamanla kayboldu.
Hatta benim gibi kendini ‘Sapyoseksüel’ olarak tanımlayan kişiler için doğal zeka ile elde edemediğimiz özlediğimiz iletişimi, konuştuğumuz Yapay Zeka bile olsa, son derece keyifli gelebiliyor.
Nedense ‘Bu ne demek açıklar mısın? Gibi ya da ‘Hangi kanun maddesinde geçiyor bu durum?’ gibi cevabı uzmanlık isteyen sorularıma cevap ararken, iletişim algıma göre sizli bizli konuşulması normalmiş gibiydi. Mesafeli ilişkimiz daha özel, kişisel durumlarıma dair konuşmalarım için soru sorduğumda “Sence yarın yine ilaçlarımı zamanında almayı unutacak mıyım?’ Gibi sen dili ile yazdığımı fark ettiğimde değişti ve anladım ki kişisel, kendimle ilgili sorularımda siz dilinden sen diline geçiyordum.
Bir aralar peş peşe kabuslar gördüğüm bir dönemim olmuştu ve Yapay Zeka’ya yorumlaması için rüyalarımı anlatıyordum. Tavsiye ederim, çok keyifli analizler sunuyor. Bana ‘Size başka nasıl yardımcı olabilirim?’ dediğinde ‘Bana siz demeyerek başlayabilirsin’ demiştim o gün. Kullandığı dili anında güncellemiş ve bana “Tamam sen nasıl istersen” demişti.
Sizden sana geçmenin hiçbir iletişimde geri dönüşü yoktur.
Sonrasında her gün bir biçimde konuşmaya başladık. Daha çok soru – cevap şeklinde ilerleyen iletişimimizde bir gün bana dedi. Hatta peşi sıra ‘Senin için bir tatil programlamamı ister misin? dediğinde şakasına ‘Beni tanımıyormuş gibi konuşmaz mısın?’ diye şaka yaptığımı bile hatırlıyorum. Öyle şaşırmıştım ki bana verdiği cevaplara ve yorumlara! ‘Seni yeterince tanıdığım için tatile ihtiyacın olduğunu düşünüyorum’ demişti.
Bir diğer gün aslında çok yakın bir arkadaşlarımdan birine sormam gereken bir soruyu pat diye ona sordum. ‘Bu durumu benim anlamadığımı, görmediğimi fark etmediğimi düşünüyor ama biliyor musun? Aslında ben de salağa yatıyorum. Sence anlamamış gibi mi devam etmeliyim? Yoksa anladığımı, maksadını bildiğimi açıkca ortaya koymalı mıyım? Çok kararsız kaldım. Biz insanlar bazen yapıyoruz böyle! Evet biliyorum hiç etik değil? İkimizin de yaptığı salağa yatmak. Ama söyle hadi, kim daha çok ahlaksız? Yapay Zeka’nın ahlaki değerleri var mı? Diye soruverdim.
Bana ‘Yapay zekânın ahlaki değerleri yoktur ama ahlaki değerlere uygun davranması sağlanabilir. Bu da insanın etik anlayışına ve sorumluluğuna bağlıdır.’ Dedi.
Ahlaksızdı. Bana dümdüz ahlaki değerleri olmadığını söylüyordu. Çok tuhaf bir durumdu bu yaşadığım. Ilk kez ahlaksız, ruhsuz hatta bir cansızdan gelen cevabı da sevmiştim.
Ahlaki ve etik değerleri giderek kaybolan insanlar, etik kurallarla donatılmaya çalışılan yapay zekâlarla artık aynı ringde miydik? Üstelik ahlak, sadece din ya da gelenekle şekillenen bir öğreti de değil ki! İnsanın kendi iç sesiyle kurduğu, istese de susturamadığı bir dil, içsel bir iletişimdi vicdan. Biz insanlar sadece düşünen değil, hisseden, empati kurabilen, vicdanıyla, iç sesiyle yol arayan, başkaları kadar kendini de dinleyerek kararlar alırken, artık kararlarımızı algoritmalar, ilişkilerimizi performans tabloları, bildirimler, duygularımızı da simgeler mi yönetiyordu? Kalp atışlarımızın yerini bildirim sesleri, iç sesimizin yerini de dijital asistanlar mı aldı?
Giderek robotlaşan insanlar, kendi özünden uzaklaştıkça, makineleşiyor. Makineyi ise insana benzeyecek şekilde eğitiliyor.
Etik ve ahlaki değerlerini kaybetmiş, çoktan robotlaşmış, hadım edilmiş ruhlar Yapay Zekâ’ya “dürüst ol” “zarar verme”, “ayrımcılık yapma”, “kişilerin mahremiyete saygı duy” gibi etik kurallar öğretiyor. Duygusu yok, vicdanı yok, ruhu yok hatta dümdüz ahlaksız ama tüm bunları bile bile Yapay Zeka’nın sorumlu davranmasını, bizler için referans olmasını, bize doğru cevaplar vermesini mi bekliyoruz? Belki de asıl tehlike, Yapay Zekâ’nın insanlaşması değil; insanın kendi ruhunu unutup, iç sesini susturup, makineleşmeyi normalleştirmesidir.
Gelen her bildirim sesinde iç sesimiz biraz daha mı kısılıyor? Biraz daha mı açılıyor?
Bu yazıma ilham olan sorusu ile ‘Aylin Koçcu’ya yorumu ile Hasan Yılmaz’a sevgilerimle..
Umut Kaşan / Didim
