Duygusal olarak birine hiç eşlik edebilmek, tüm güçlü ve sağlam ilişkilerin hammaddesi.

“Duygusal olarak birine hatta kendimize bile eşlik edebilmek tüm güçlü ve sağlam ilişkilerin hammaddesi. Oluşan hammadde yoksunluğu kendi dönüşümünü yaratmak zorundaydı.” F: Umut Kaşan
Gerçekle sanalın birbirine karıştığı dönüşümüne tanıklık ettiğimiz dijital dünyada doğru ile yanlış arasındaki farkın önemini kaybetmesi gibi pek çok duygumuz da hak ettiği, hatta bildiği, alıştığı doygunluktan uzak kaldı.
Sanki artık sofradan hep aç kalmak gibi düşünün bunu… Sürekli bir açlıkla yaşıyorsun. Doyduğumuzu düşünmek bile mutlu ediyor, yemek yediğimiz tabağa bakarak doyduğumuzu düşündükçe psikolojik olarak, temel duygularımız aynı olsa bile etik açıdan artık o masadan her kalktığımızda anlamadan bilmeden başkalaşıyorduk.
Oysa duygusal olarak birine hatta kendimize bile eşlik edebilmek tüm güçlü ve sağlam ilişkilerin hammaddesi. Oluşan hammadde yoksunluğu kendi dönüşümünü yaratmak, kendi beslenme düzenini oluşturmak zorundaydı.
Bu dönüşüm içerisinde senin yokluğunu, eksikliğini ortadan kaldırmak için yaratılan her dijital, sanal platformda seni daha da ön plana çıkartarak, sana kendini daha değerli önemli bilgili hissettirerek, duymak istediklerini izlemek istediklerini okumak istediklerini karşına çıkartarak, senin gibi düşünenleri seninle eşleştirerek, yankı odalarında sana sahte bir doygunluk yarattı. Sistemde başkaya yer yoktu. Aynı tornadan çıkmış insanları, aynı yapay zekanın hazırladığı metinler takip etti. Aynılıklarla hızla aynılaştın.
Kendini olduğundan daha başarılı, bilgili, yeterli, değerli vs. hissetmek ile kendini olduğundan daha değersiz hissetmek arasındaki gel git sancıları eşlik etti bu dönüşüme. Seni o masadan aç kaldırıp, tok olduğuna ikna etmek kolay olmadı.
Hammadde yoksunluğuna bağlı olarak, değerler göreceleşti, etik araçsallaştırıldı. Tüm büyük anlatılar, ideolojik kavramlar, dinler, inançlar tüm davalar, insana dair değerler zayıfladı.
Doğrusunu yapana “saflık yapma”, iyisini yapmaya çalışana “aptallık yapma” telkinleri veren, zamanla yarışan, sana sürekli kendini anlattıran seni sürekli konuşturan dinlemekten, eleştirilmekten, özeleştiriden uzaklaştıran, kendi yankı odalarına hapseden bu yeni düzen de güç ve para seviyordu.
Para ve paranın sağladığı güç zaten tarihin her döneminde önemliydi. Güç derken ekonomik bir güçten bahsetmiyorum. Bu yeni güç cebinizde beş kuruşunuz olmasa bile, size ait tek bir fikir olmasa bile vs. milyonlarca takipçi, aldığınız Like’lar, size çok zenginmişsiniz duygusu sağlayabiliyordu ki yine işte aynı o “tam doymamışlık”. Günün sonunda o masadan aç kalktığını bilen sistem sana kendini yalnız hissettirmemeliydi. Sen bilmeden robotlaşırken yapay zeka insanlaştı. Sen de şimdi yapay zekanın insanlığını, insanların robotluğundan daha çok seviyorsun.
Direnenler için o yolculukta durum şöyleydi. Tren yönünü değişmediği sürece içindeki vagonda yer değiştirmek gibiydi. Bu değişiklik ne kadar anlamlıysa kendi kendimize aldığımız “bazı” kararlar ancak o kadar anlamlı olabiliyordu.
Özünde kapitalist sistemin temel varsayımları etrafında dönerek, rasyonel olduğumuz varsayımıyla ya da rasyonel olmak adına radikal kabul edilen geçerli çıkarımlar yapmak istemek ama temel şablonda bir değişiklik yapamamak. Bu döngüye mahkum olmak… Yani bir teraziye göre sürekli ölçümler yapmışsın, bir karara varmışsın ama terazinin kendisinden şüphe etmemişsin.
Çevrenizdeki gerçek olan her şeye, gerçek olduğundan emin olduğunuz her şeye dört elle sarılın. Çiçekleri, kitapları, sinemayı, müziği, sanatı, edebiyatı, işini iyi yapanları çok sevmemiz ve bizi iyileştiren gizli tılsım burada gizli, çünkü gerçekler. Size kendinizi iyi ve canlı hissettirenlere sıkı sıkıya ve sevgi ile tutunun. Sevgi ile tutunmak ile bir eksikliğinizi tamamlamak için tutunmak asla aynı şeyler değil. Birinde o masadan kalktığında capcanlısın.
Nasıl ki bazen kendini seçmek için birini bırakırsın. Bazen de kendini seçmek için bir ‘Sosyal Medya Platformu’ nu bırakman lazım gelir.
