“Tesadüf kördür, tevafuk görür.” Kendi hikayesini yazabilenlere…
Serendipity diye bir kelime var İngilizce’de çok da ilginç bir anlamı var. Bu kelimeye karşılık gelecek bir sözcüğümüz yok sanırım. Serendipity anlamı “Bir şey ararken başka bir şey bulmak” gibi ya da aramadığını bulmak da diyebiliriz.

Kendi hikayesini yazabilenlere çok saygı duyuyorum.
Bu sevimli ve ilginç İngilizce kelimeyi ve karşılık geldiği anlamı çok seviyorum. Aranmadan gelen arkadaşları, beklenmedik güzel tesadüfleri, ansızın gelen cevapları, yol kenarlarında kendiliğinden çıkan papatyaları çok sevdiğim gibi.
Türkçede bu kelimenin tam olarak karşılığı tek bir sözcüğümüz yok belki ama, verdiği duyguyu karşılayan çok derin, çok sevdiğim bir kavram olan “Tevafuk” var. Hani tesadüften de öte, beklenmedik biçimde uyumlanma.
Ne derlermiş eskiler. Tesadüf kördür, tevafuk görür.
Ulus Baker de düşünce ve duygular üzerine yaptığı bir çözümlemesinde şöyle diyor. “İnsan kendi duygusunu kaybettiğinde, düşüncesi de başkasına ait olmaya başlar. Her bir duygu, varoluş gücümüzde bir artış ya da azalıştır. Eğer bu artış veya azalış sizin içsel sürecinizden koparsa, düşünceleriniz de dışsal nedenlerin kölesi olur.” Yani özetle demek istiyor ki artık hissedilen, içinden gelen bir şey değilse, kültürel bir yankı, toplumsal bir reflekstir.
Tam da bu yüzden kendimiz olmak ya da kendimiz kalabilmek için itina ile özenle duygularımızı korumalıyız. Yokladığımızda bulamadığımız, artık yerinde olmayan, çoktan başka bir şeye dönüşen duyguyu bazıları olduğu gibi kabullenirken, bazıları da o derin yoklamada yerinde olmayan her ne varsa daha çok arar ve özler. Bazıları için de aramaktır zor olan. Aramaz. Yeni halini kabullenir, öylece devam eder.
Bazıları için de dönüştüğü haliyle kabullenmek, yok saymak, aramamak zordur. Yapamaz. Kabullenmeden, inatla, ısrarla ve cesaretle aramak ise zaman alır. Zaman, sabır ve cesaret ister, bu üçlemenin olduğu her durum gibi çok zordur. Çok kıymetlidir. Olgunlaşmadan da bulamazsın. Şimdi bizi biz yapan, olgunlaştıran zamandır diyenleri de onların anlatılarını da iyi anlıyorum. Değildir diyenleri ve onların anlatısını da anlıyorum.
Her durumda bu iki düşünce yapısının süreci, yaşantısı da öğretisi de başkadır. Zaman mı bize değişme, iyileşme, öğrenme, düşünme, kabullenme ya da reddetme imkânı sağlıyor ki? Hayır. Sen her ne kadar kendine “Zamanla iyileştim ya da zamanla değiştim” desen de aslında iyileştiren sensin. Senin güçlenişin. Senin kabullenişin. Senin hareketin. Senin tekrar ayağa kalkışın. Yani senin kendi duyguna, kendine sarılıp başkalarının aklına, çoğunluğun kolaycılığına uymayışın. Senin arayışın, yankı odalarından kaçışın, belki de konfor alanından çıkışın.
Kelimeler de anlatamaz hatta bazen öyle çok kelimeye bile ihtiyaç yoktur. Öyle ki hatta bazen kelimeler bizi yanıltır. Ama bedenimiz bizi yanıltmaz. Bir omuz düşüklüğü, sıkılan bir yumruk, ani bir duraksama, derin bir yutkunma… işte tüm bunlardır bizim kendi hikâyemiz. Kendi arayışımızda, önce kendimize anlattığımız hem de hiç konuşmadan bedenimizle anlattığımız hikayeler.
Belki de asıl Serendipity, insanın kendi içini yoklarken hiç beklemediği bir anda o eski, saf, gerçek, kendine ait, aslında çok da özlediği bir duygusuyla yeniden rastlaşması ve bir daha kaybetmemek istemesidir.
Tesadüf ne kadar matematikse, olasılıksa; tevafuk da o kadar sanattır, şiirdir, renktir, melodidir. Tasavvufta ve çeşitli kadim öğretilerde boşuna “Evrende tesadüfe yer yoktur” denmemiştir. Her şeyin bir sebebi, her karşılaşmanın bir hikmeti vardır. İşte tevafuk da o hikmeti fark ettiğin andır.
Hayatı olduğu gibi kabul edene de kabullenmeyip inatla, sabırla, cesaretle göğsünde yumuşatıp incinmeden ve incitmeden yerinde olmayanı arayanın, haklı mücadelesine, cesaretine ve zekasına saygı duyuyorum. Özüne, acısına, yasına saygı duyana saygı duyuyorum. Neşesine, inadına, iradesine, aşkına, sevgisine, doğrusuna sahip çıkana çok saygı duyuyorum…
Duyguyla bezeli cesarete ve haklı inada çok saygı duyuyorum. Kendiliğinden olana, kendini eksiğiyle de tanıyana, gönül almasını da gönül vermesini de bilene saygı duyuyorum. Kendi hikayesini yazan, omzunun dikliğini koruyan ve “tevafukların” kıymetini bilen herkesin arayışı saygındır.
Kendi hikayesini yazabilenlere çok saygı duyuyorum.
Umut Kaşan/ Didim. (30.03.2026)
